Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

30 Temmuz 2013 Salı

Hayat...

Hayat yaşamak isteyen için zor. Her anı keyifli değil ama güzel tarafı bu olsa gerek.. 

28 Temmuz 2013 Pazar

Endüstri Ürünleri Tasarımı

Endüstri ürünleri tasarımı veya endüstriyel tasarım seri üretim için tüketici ihtiyaç ve problemlerine yönelik, estetik, yaratıcılık, teknik avantaj, işlevsellik, ergonomi, malzeme bilgisi, pazarlanabilirlik, üretim yöntemleri, ve olanakları gibi çeşitli kriterleri gözeterek, yeni ve güncel ürünler tasarlamaktır.

Türk Patent Enstitüsü tarafından “Bir ürünün tümünün veya bir parçasının, veya ürün üzerindeki bir süslemenin; çizgi, şekil, biçim, renk, doku, malzeme veya esneklik gibi insan duyuları ile algılanan çeşitli unsur veya özelliklerinin oluşturduğu bütünü ifade eder.” şeklinde tanımlanmıştır.

Endüstriyel tasarımın gelişimi

Endüstriyel tasarıma bir disiplin olarak bakıldığında geçmişten günümüze pek çok düşünce okuluna rastlanır. Her dönemdeki okullar, o dönemin teknoloji seviyesinden ve insanların yaşayış şeklinden etkilenmiştir. Endüstriyel tasarım prensipleri, o prensipleri yaratan insanların bilgi, tecrübe ve değer yargılarını yansıttığına göre bu prensiplerin her dönem değişmesi doğal karşılanmalıdır ve mühendislik gelişmelerinden birebir etkilenir. Mesela sanayileşmenin olmadığı dönemlerde bugünkü anlamıyla bir endüstriyel tasarımdan bahsetmek pek tabi ki mümkün olmayacaktır.

Endüstriyel tasarımın tarihsel gelişim süreci içerisinde incelediğimizde, yıllar boyunca farklı biçimlerde gelişen düşünce akımlarının nesneleri şekil, kullanım alanı, üretim teknikleri gibi birçok açıdan etkilediğini görebiliriz.

The Arts & Crafts Movement : el yapımı sanatçılık

Tasarımcı, yazar ve şair William Morris bu akımın öncülerindendir. Akımın savunucularının vurguladıkları nokta, el yapı mının, seri üretime üstünlüğüdür. Bu akım modern üretim metotlarının kabalığını reddederek, el yapımının sanatçılığını benimsiyordu. Dekorasyon işleminin ürünün esas tasarımını bozmadan yalnızca ürün yüzeyine yapılmasını savundular. Morris ve arkadaşları, gereksiz dekorasyonu reddetmekle ürünün esas fonksiyonunun ve yapım kalitesinin önemini belirtmek istiyorlardı. Onlara göre ürün tasarımının ilk prensibi; kullanılan materyalin özelliklerine saygı duymaktı. Bu akımın bir diğer özelliği Gotik tasarımların geleneklerine uymasıydı.

Art Nouveau: Yeni Sanat

Bu akım Fransa’da ortaya çıkmış kısa ömürlü bir akım olmakla beraber Avrupa’daki hemen hemen bütün ülkelere yayılmıştır. Sadece tasarımda değil mimaride, heykelde, resimde ve tüm uygulamalı sanatlarda modern gelişmelere sebep olmuştur. Temelde Arts & Crafts hareketindeki sanatların bütünlüğünü savunmuş, ancak Arts & Crafts’taki herkes için güzel tasarım fikrinden vazgeçip daha elitist ve daha pahalı tasarım, anlayışını benimsemiş, daha abartılı barok ve floral tarzda süslemeli özellikle el yapımı üretime önem vermiştir. Kendisinden önceki mimari dekorasyonlarda kullanılan geometrik şekillerden vazgeçerek, düz çizgiler kullanmaya başlamıştır. Bu akım kendisinden öncekiler gibi sanatçıya önem vermiş ancak tasarımı yeni seri üretimle nasıl birleştireceğine dair bir çözüm bulamamıştır. Bu yüzden çok uzun süreli olamamıştır.

De Stijl & The Modern Movement: tasarımda 19. yüzyıl etkileri

19. yüzyılda hüküm süren bu akım fonksiyonelcilik, gelecekçilik, kübizm gibi alt akımları içinde barındırır.

Fonksiyonelcilik akımının prensiplerini ilk kez Amerikalı heykeltıraş Horatio Greenough “Form and Function” adlı kitabında ortaya koymuştur. Bu kitapta verilen temel mesaj; şeklin fonksiyonu izlemesi gerektiğiydi. Bu akım imalat sürecinde ürünün önce işlevinin, sonra görsel özelliklerinin göze alınmasının altını çizmiştir. Ürünün fonksiyonunu ifade etme fikri arabaları makinalar tarafından üretilen ve standart parçalardan oluşan Henry Ford tarafından da takip edilmiştir.

Gelecekçilik akımı İtalya’da başlamıştır. Gelecekçiler, sanatta ve mimaride yeni formları savunmuşlardır. Tarihsel temaların işlenmemesinin, makineleşmenin lehine olacağını düşünmüşler, daha çok arabalar, uçaklar gibi hızlı makinalardan yana olmuşlardır. Bu fikirler, eskinin güzellik anlayışını yıkmakla beraber yeni endüstriyel kültürün eğilimlerini yansıtmıştır. Aynı yıllarda Paris’te ise kübizm popüler olmuştur. Kübizm sanat ve tasarım dünyasında bir devrim sayılacak yeni fikirler ortaya atmıştır. O güne kadar vazgeçilemeyen naturalizmden uzaklaşarak kübik, dairesel, silindirik şekilleri kullanmaya başlamıştır. Bu figürler, bu akımın savunucularının modern dünyayı nasıl algıladıklarını göstermiştir. Onlar dünyayı değişik açılardan görünen geometrik şekillere benzetmişlerdir. Cezanne, Picasso ve Braque bu hareketin en ünlü isimleridir. De Stijl hareketi adını 1917-1928 yılları arasında aynı adla yayınlanan bir tasarım dergisinden almıştır. Bu akıma göre tasarımda düzeni ve açıklğı yakalamanın yolu makine üretiminden, soyutluktan ve evrensellikten geçiyordu. Onlara göre bu kavramlar sınırsızlığı ifade ediyordu.

Bauhaus: açıklık ve şeffaflık

Bauhaus tasarım okulu Almanya'da Walter Gropius'un liderliği altında sanatı ve teknolojiyi birleştirmek, yeni jenerasyon tasarımcı ve mimarlarına yaratıcı tasarım ve modern endüstriyi kombine etmeyi öğretmek amacıyla kurulmuştur. Bauhaus bugün bile mimaride ve endüstriyel tasarımda ilerici ve liberal bir tutumun sembolü sayılır. Okul, modern anlamda endüstriyel tasarım teorisini ve pratiği birleştirmeyi başarabilmiştir. Bu hareketin kabul ettiği en belirgin özellikler; homojenlik, özellikle binalarda evrensel standartların kullanılması ve bunların seri üretimine geçilmesiydi. Görsel sanatların asıl amacının yarattığı objeyi bütün olarak görme olduğunu savunuyordu. Açıklık ve şeffaflık en önemli öğelerdendi.

Art Deco: Şık ama ucuz

Art Deco, 1920'lerde ve 1930'lardaki popüler stil ve tasarımları ifade etmek için kullanılan terimdir. Bu yeni stil, Eski Mısır’dan esinlenmiştir. Porselen tanrıça, eski at arabası motifleri tasarımlarda sıklıkla kullanılmıştır. Bu hareket toplumun bütününe hizmet amacında olduğundan ucuz ve seri üretilmiş ürünleri ön plana almıştır. Seri olarak üretilmiş olmalarının yanı sıra bu ürünlerin en önemli özellikleri daha kullanışlı ve daha konforlu olmalarıydı. Bu akım da tıpkı Art Nouveau akımı gibi el yapımı ürünlerden vazgeçmiştir. 1930'larda üretilen bu yeni tasarım ürünler Büyük Dünya Ekonomik Bunalımı’nın hemen ardından, kriz mağdurlarına hitaben üretilmiş, pahalı görünümlü, şık ama, ucuz ürünlerdi. Büyük Bunalım'ın etkisinde kalan yıllar gösterdi ki batmakta olan bir piyasada bile endüstriyel tasarımcılar tarafından tasarlanmış olan ürünler kendilerini alıcılarına beğendirebilirler. Yine Büyük Bunalım’ın endüstriyel tasarıma bir diğer hediyesi olarak, tasarımlarda plastik kullanılmaya başlanmış, böylece yeni bir materyal kullanılmış olmasının yanı sıra maliyetlerde düşürülmüştür.

1940'lara gelindiğinde savaşlar sonrası dünyada her şey de olduğu gibi tasarımlarda da yenilikler görülmüştür. Örneğin, aşırı geometrik motiflerden vazgeçilmiş daha basit şekiller kullanılmaya başlanmıştır. Tüm tasarımcılar üretim verimini ve satışları arttıracak tasarımların peşine düşmüşlerdir.

1960'lar ve pop

1950'li yıllar savaş yorgunu dünyanın yaralarını sarması ile geçerken, Amerika'nın savaşta zarar gören ülkelerin ekonomilerine yardım amacıyla yaptığı finansal yardımlar, dünyada bir tüketim toplumu yaratmıştır. Bunun endüstriyel tasarıma yansıması; Modern Movement yıllarının şekil, fonksiyonu izler mantığının tasarım, satışları izler olarak değişmesi olmuştur. Avrupa’da üreticiler iyi tasarımın daha fazla ürün sattığını fark ettiklerinde tasarım danışmanlığı firmaları kurulmaya başlamıştır. Endüstriyel tasarımcının yeni rolü yalnızca estetikle değil, insan ergonomisi ve piyasa koşullarıyla da ilgilenmek haline gelmiştir. Tasarımlarda fiberglas, naylon gibi yeni materyaller kullanılmaya başlanmıştır. İskandinav tasarımları başta Amerika olmak üzere tüm dünyada popüler olmuştur. Bu tasarımlar şık, kullanışlı, doğal renklerde ve konforluydu.

1960'larda hızla yayılan gençlik hareketi pop kültürünün gittikçe yayılmasına ve çok geçmeden endüstriyel tasarımı da etkisi altına almasına neden oldu. Pop “Modern Movement”a karşı bir tepki hareketi olarak Londra’da ortaya çıkmıştır. Tasarımın evrensel olması gerekmediğini savunmuş, tersine gittikçe yayılan bireyselliğe uygun olarak tüketici ihtiyaç ve isteklerine hizmet etmesini öngörmüştür. Ayrıca bu yıllarda çevreye saygılı tasarımlar da popüler olanlar arasında olmuştur.

Postmodernizm: “Yaratıcı kaos”

1970'ler postmodernist hareketin başlayıp, hüküm sürdüğü yıllar olmuştur. Postmodernizm Modernizm’in prensiplerine tepki olarak ortaya çıkmıştır. Endüstriyel tasarımda geçmişte kullanılan öğelerin yeniden ve ironik bir şekilde yorumlanması fikrini yaymıştır. Ayrıca postmodernist tasarımlar bilimde ortaya atılan kaos teorilerinden etkilenmiştir. Bunun bir sonucu olarak objeler, fikirleri ve kültürü yaymak için bir araç olarak görülmeye başlanmıştır. Zaman içinde objeler yoluyla fikirleri yaymak o kadar önem kazanmıştır ki fikir, objeden daha önemli bir hale gelmiştir. Dönemin tasarımcıları kendi aralarında “yaratıcı kaos” adlı bir terim kullanmışlardır. Bu terim belli bir tasarım anlayışını kabul etmemeyi, belli prensiplere bağlı kalmamayı ifade etmek için kullanılmıştır. Ancak bugün bakıldığında postmodernizm çok sınırlayıcı bir akım olarak görülmektedir.

Bu akımın bir sonucu olarak 1981 yılında kurulan Memphis Grup, endüstriyel tasarımda renk ve dekorasyonu kullanarak yeni objeler yaratma ve hayal gücünü zenginleştirme iddiasıyla ortaya çıkmıştır. Memphis de Modernizm’e karşı bir alternatif olma iddiasında olmuş, ancak hiç bir zaman homojen bir akım olamamıştır. Daha çok bir grup tasarımcının ortaya attığı sivri amaçlar olarak kalmıştır.

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Volkan Konak~Uzanamam Ben Sana

     
Hayatı çözmeye çalışmakla geçiyor zaman. Zaman çabuk geçiyor yalanına kaptırırken kendimizi; biziz zamanı ilerleten.. Zamanın çabuk geçmesi bekleyişte olmamız. Hep birşeyler bekliyoruz hayattan ''güzel şeyler'' olsun diliyoruz. Gel gör ki kimse elini taşın altına koyupta güzel birşeyler yapmayı tercih etmiyor. Tezatlıklarla dolu yaşam ve tezatlıkları biz üretiyoruz.     
    Herkes aynı şeyleri yaşayacak diye bir kaide yok. Fakat birşeyin farkına vardım. Büyüklerimiz biz bu yollardan çok geçtik dikkat edin dediğinde gençliğin verdiği bilmişlikle siz yaşadınız diye bize de mi aynı şeyler olacak, onlar eskidenmiş gibi çıkışlarımız cahilliğin eseriymiş. 
    İnsanların hayatlarında olgunlaşmaları için yaş çağ farketmeden, beklenmedik anlarda tesadüf yada kader dediğimiz zamanlar olur. İnsanoğlu genelde kötü tesadüfleri yaşamadan birşeyleri idrak edemez ve her birey kötü şeyler yaşamak zorundadır. Zorunluluk dendiği zaman belki ters gelebilir. Özgürlüğe ters bir kelime fakat zorunluluklar insanların özgürlüğünü ortaya çıkaran baş yapıtlardır. Zorunluklar birey olabilmek, hür iradeyle karar vermek için var hayatımızda. Zorunluluklar engel değildir. Bir birey kişilere, ortamlara, şartlara uygun davranmak zorundadır. Kimsenin 4/4 lük olmadığı bu dünyada kişilerin kararlarına saygı duymamak kendine olan saygıyı düşürür. Benliğimiz adına bir karar aldığımızda saygı sevgi empati duygularını aklımızdan çıkarmamamız gerekir. 
   Herkesin yeter bu kadar da olmaz dediği anlar var hayatında. Altyapısında bencilliklere saygısızlığa sevgisizliğe şaşkınlığımızdan şaşıp kalırız. Küçük yaşta şaşıp kalmalara alıştım ben. Hem de büyük bir şaşkınlık yaşadım. Sebebi çekingenlik ve korkudan yalan söylemiş olmaktı. Evet yalan söylemek kötü birşey açık olmalıydım. Ama karşılığı bu olay olmamalıydı. Ben zaten yalan söyleyebilen biri değildim. Karşılında kocaman bir ödüle sahip oldum. O ödül beni erkeklerden korkuttu...
  İsyan etmelimiyim..? İsyan etmekle hiç birşey değişmedi. Sadece düşündükçe daha çok canım yandı. Kimin umrundaydı derseniz.. Kimse bilmedi ve sadece benim içimde kaldı.. 
  Herkes birşeyler yaşıyor bu hayatta ve yaşamadan öğrenemiyoruz bu hayatı.. Allah herkese taşıyabilceği kadar yük verirmiş. Herkes kendine göre büyük sıkıntılar yaşıyorsa bu hayatta, içimizdeki o büyük gücü kullanmanın yolunu bulmalıyız.
     
    

7 Temmuz 2013 Pazar

Gitme dersin
Gitmesem beni değiştirmek istersin
Gitsem arkamdan söversin
Bilmezmisin zalim
Olduğum gibi kabul ettiğinde
Ben hep seninleyim..

3 Temmuz 2013 Çarşamba

Diyelim yağmura tutuldun bir gün 
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek 
Öbür yanda güneş kendi keyfinde 
Ne de olsa yaz yağmuru 
Pırıl pırıl düşüyor damlalar 
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın 
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına 
İşte o evin kapısında bulacaksın beni 
Diyelim için çekti bir sabah vakti 
Erkenceden denize gireyim dedin 
Kulaç attıkça sen 
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan 
Ege denizi bu efendi deniz 
Seslenmiyor 
Derken bi de dibe dalayım diyorsun 
İçine doğdu belki de 
İşte çil çil koşuşan balıklar 
Lapinalar gümüşler var ya 
Eylim eylim salınan yosunlar 
Onların arasında bulacaksın beni 
Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya 
Çakmak çakmak gözleri 
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı 
Herkes orda sen de ordasın 
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından 
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim 
Özgürlüğe mutluluğa doğru 
Her işin başında sevgi diyor 
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili 
Bi de başını çeviriyorsun ki 
Yanında ben varım